Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yeni bir akım: Sebastian ve Viyana Kahvesi

Instagram’da tanıtımını görür görmez gitme kararı aldığım Viyana Kahvesi’ne evet sonunda gittim ve herkesin çılgınlar gibi videosunu paylaştığı Sebastian’dan yedim. Ayrıntılara geçmeden önce çikolata delilerine özellikle sesleniyorum ‘mutlaka yemelisiniz’. Tek kelimeyle bayıldım ki pek cheescake insanı olmamamla birlikte temeli bir cheesecake olan San Sebastian tatlısının üzerinden akan muhteşem Belçika çikolatasıyla uyumu inanılmaz. Yanında bir adet çay içmenizi önerimim. ‘Neden kahve değil?’ derseniz açıklayacağım ama bana güvenin…  Çikolatalı Sebastian’ın   3 çeşidi mevcut. Bildiğimiz sütlü çikolatalı, bitter ve yeni keşif ruby… Ben bitter çikolatalı olanı tercih ettim. Kesinlikle çok beğendim. Aslında işletmedeki çikolatalı her şey bence harika…. Eşimin yediği Hezarfen tatlısından da baya bir miktar tattığım kadarıyla her iki tatlıda kullanılan çikolata oldukça lezzetli ve kaliteli. Biz tatlıların üzerine bir şey içmeyi tercih ettik. İlk kez mekana geldiğim için ka...

Hafif mi hafif saçlar için kil mucizesi

Sanırım 15 yıldan fazla olmuştur. L'oréal Elseve boyalı saçlar için şampuana takılıp kalmıştım. O zamanlar çok moda olan röfle üniversite hayatım boyunca 2 ayda bir yaptırdığım bir eylemdi. E tabi saça yüklenen açıcı beraberinde yıpranmayı getirir. Durum bòyle olunca 5 yıl kadar kırmızı renkli Elseve benim şampuanım oldu. Sarı saçtan vazgeçmem ve saçımı kendi rengine bırakmamla Elseve 'i bıraktım. Daha sonra yıllar içinde farklı bir çok şampuan kullandım. Ta ki Elseve serisinden bir başka renge takılana kadar... Bu sefer rengim yeşil... Elseve 3 Mucizevi Kil... Bu kullandığım dördüncü şişesi... Saçımla ilgili en sevmediğim kısım saçımı yeni yıkasam bile sanki günlerdir yıkanamamışcasına ağır olmasıydı. Bir de dipleri adeta nefes almıyordu. 3 Mucizevi Kil serisinin şampuanıyla saçım hafif, gerçekten temiz... Serinin maskesi ise saç dipelerimdeki aşırı ağırlaşmayı daha ilk kullanımda söküp aldı. Haftada bir kez saçlarımı yıkamadan önce sadece saç diplerime...

Altınkum'da her adım marshmallow tarlasında yürümek gibi...

Gezginlerin, yeni yerler keşfetmek için yanıp tutuşanların zaten bildiği ama henüz yolu Çeşme’ye düşmemiş olanların asla ve asla görmeden dönmemesi gereken bir yer Altınkum Plajı… Ben açıkçası tatil boyu hiç gitmediğim yerleri deneme yanılma yöntemiyle keşfetmeyi sevmeyen biriyim. Asla bir, 'her şey dahil tatilcisi' de değilim. Ancak tatil günlerimi sevdiğim lezzetlerin olacağı bir kahvaltıyla, bölgenin en iyi Türk kahvesi yapan yeri neresiyse orada kahvemi yudumlayarak, günbatımını izleyerek, içine kendimi bıraktığım an bana sonsuz bir özgürlük ve mutluluk hissi veren denizinde yüzerek geçirmeyi seven biriyim. Gidilen yerde en popüler mekanlar, en meşhur yemekler, tarihi yerler derken ordan oraya her kafadan bir sesin çıktığı önerilerle tatil boyu hızlandırılmış keşif yapmayı tercih etmiyorum diyelim.   Çeşme’ye gitmeden önce internet ve arkadaşlardan yaptığım araştırmalarla eşimle kendim için güzel bir liste hazırlamıştım. Ancak gördüm ki o liste bizim listemiz değil. E...

Doğal'ım Deokrem... Ter kokusuna başka bir boyut katın

Her deodorant sürüşümde aklımdan şu geçer 'acaba ne kadar doğru bir şey yapıyorum?' Yıllar önce benimle aynı yaş döneminde olanlar belki hatırlar. Deodorantların zararlı olabileceği ilk olarak ürünlerin üzerine yazılan 'ozon tabakasına zarar vermez' ibaresiyle düşündürüldü bize. Son yıllarda hepimizin bildiği üzere paraben sorunu çıktı karşımıza. İşin ilginç yanı dünyanın gidişatı gibi deodorantın zararı da bireyselleşti. Önce hava sistemimize doğaya zarar veren deodorant, artık zararları bakımından birey sağlığına odaklı.  Evet artık çoğu deodorantta paraben yok. Hatta bir çok üründe 'paraben yoktur' ifadesi gözümüze sokuluyor. Ancak bu ne kadar sağlıklı? Acaba parabensiz ifadesini kullanabilmek için hangi kimyasalları ekliyorlar? Kimi çevrelerin iddia ettiği gibi acaba parabensiz ürünler kozmetik devlerine yeni bir pazar yaratmak için mi ortaya çıktı? İnsan düşünmeden edemiyor. Her iki durumda da parabenli ya da parabenin eksikliğini kapa...

Gümüş takı sevenler işte Cassette...

Mağaza çalışanlarından biri yanıma gelip 'Ürünlere öyle bir itinayla bakıyorsunuz ki sanki hepsi paha biçilemez takılar gibi...' dedi. Bu ilginç olay Cassette markasının Bağdat Caddesi şubesinde başıma geldi. Canımın içi sevgili blogger arkadaşım Yeliz'in Keşifleri ile yaptığımız bir alışveriş keşfinde Yelizcim beni Cassette mağazasına götürdü. Her şey o kadar tarzıma uygundu ki aynen mağaza görevlisinin dediği gibi ürünleri ince ince inceledim. Güneş gözlügü, çanta gibi ürünlerin de olduğu mağazada benim gözüm hep takılardaydı. Gümüş olmaları, tasarımları beni benden aldı. Bir süredir kafamda olan tarzda bir çok ürünü aynı yerde görünce tabii öyle bakarım. Bizim gittiğimiz sırada mağazada indirim vardı. Özellikle kasanın önündeki kutuda insanların çok da dikkat etmedikleri noktadan çıkan güzelliklere ise inanamazsınız. Eğer Cassette'ye uğrarsanız kasa önündeki bölüme göz atmadan mağazadan çıkmayın. Cassette markasını bilmeyenler internet sitelerinden fikir edine...

Başrolde Glitter Fever

Evet uzun zamandır yazamadım. Biliyorum. Tatsız işlerle uğraştım bir süre diyebilirim. Ancak son zamanlarda favori ürünüm beni birden yazmaya itti. Sevgili Loreal’in Glitter Fever’ı… Mavi özellikle koyu mavi ve ışıltı tutkunlarının vazgeçilmezi olacak bir eyeliner.  Son günlerde makyaj alışkanlığımı özetlemem gerekirse klasik güneş koruyucu ve kaş belirginleştirme işlemlerimden sonra gözaltı kapatıcısı, göz kapağına bir sabitleyici ki bu eyelinerın başarısını görmek için çok önemli, ardından nude tonlarda bir far ve Glitter Fever…  Maskara ile Glitter Fever’ın muhteşem rengini daha da ortaya çıkardıktan sonra bitti gitti.  Sadece bir eyeliner nasıl yüzünüze canlılık katar bilmiyorum ama sanırım sırrı hafif parıltılarında. İnternetten uygulanmasına ilişkin çok bir örnek görmek mümkün değil. Ama genel olarak siyah eyelinerın üzerine yardımcı oyuncu modunda uygulanmış. Oysa bence başrol bizzat onun.  Görüldüğü gibi ben normal eyeliner ...